yayınlayan taner 31 10 2011 kategori Genel

(Bu yazı 30 Ekim Pazar tarihli Star Gazetesi – Açık Görüş ekinde yayımlanmıştır)
“Cumartesi günleri de çalışma başlamalı. Türkiye hak etmediği bir refah seviyesini 70’li yıllarda önceden satın aldı. Bunun bedelini şimdi ödemeli” demiş Enerji Bakanı Taner Yıldız.
Bizler politikacılardan halkın refahının arttırılmasına dönük vaatler duymaya alışmışken, “hak etmediğiniz bir refah içindesiniz ve buna mukabil daha çok çalışmalısınız” ifadesi ile karşılaşınca gerçekten şaşırdığımı belirtmeliyim. “Zenginleşmeyi ancak çalışmayla elde edebiliriz” diyen bakana patronlar da destek vermiş. Nazif Zorlu; “Türkiye’nin verimli ve çok çalışan bir ülke olması gerekiyor. Biz ABD’den çok mu ileriyiz ki, bu kadar tatil yapıyoruz, ben 06.30`da işe başlarım” demiş. Nihat Özdemir ise “Ben çalışma saatlerinin uzamasından yanayım” demiş ve eklemiş “Kamu daireleri de cumartesileri en azından saat ikiye kadar çalışmalı.” Bakana en net destek Ali Ağaoğlu’ndan gelmiş: “Bir patron olarak Cumartesi değil, Pazar günleri de çalışılsın isterim.”
Meğer patronlarımızın büyük bir işgücü ve çalışma ihtiyacı varmış da dertlerini açmak için Bakan Yıldız gibi birine ihtiyaç duyarlarmış. Enerji gibi iş dünyasını çok ilgilendiren bir işin başına, iş dünyasının duygularına böylesi tercüman olabilen birinin gelmiş olması ülkemiz sanayisi için oldukça sevindirici iken, bu atamayı Sayın Başbakan gibi, “tüm işadamlarımız bir kişiye istihdam sağlasa ülkede işsiz kalmaz” gibi iş dünyasının kurallarından bi’haber bir önerinin sahibi birinin yapmış olması da ancak “tesadüf” ile açıklanabilecek bir paradoks olsa gerek. Umarım sayın bakan, başbakanımıza da “ülkemizin ihtiyacının daha çok çalışan değil, daha çok çalışma” olduğu gerçeğini anlatabilir ve ülkemiz kalkınmasının önündeki engellerden birinin daha kalkmasına vesile olur. Öyle ya hepimiz biliriz ki “Türk Milleti Çalışkandır” ve “Daha Çok Çalışacağız”…
Uygarlık için boş vakit gerekir
Çalışmak iki çeşittir der Russel; ilki, bir maddenin durumunu, başka bir maddeye göre değiştirmek; ikincisi de, başkalarına, bir maddenin durumunu, başka bir maddeye göre değiştirmelerini söylemektir. Birinci cins çalışma tatsızdır ve az para getirir; ikinci cins çalışma ise tatlıdır ve çok para getirir.
Çalışmak, egemenlerin son on bin yıldır insanlığa dozu devamlı artan bir şekilde dayattıkları bir zorlamadır. 19. yüzyıla kadar angarya ve kölelik gibi metotlarla baskıya dayanan yaptırımlar, 20. yüzyılda yerlerini teşviklere ve çok çalışmanın faziletlerini yücelten ahlaki propagandalara bırakmıştır. (Emre Yılmaz – Genç Bir İş Adamına) Oysa mutluluğa ve refaha giden yol, çalışmanın örgütlü bir düzen içinde azaltılmasından geçer, uygarlık için ise boş vakit şarttır diyor ve ekliyor Russel;
Yazının devamı için tıklayınız.
Not: Dipnotta göstermeme rağmen Emre Yılmaz’dan yaptığım alıntı gazete gösterilmemiş. Burada parantez içinde gösterdim.)